top of page

Kutsanmamış Şövalye: Kaan Eminoğlu

Don Kişot’a daima acımışımdır. Bir asilzadenin düşmemesi gereken hallere düştüğü için değil, yaşadığı trajikomik hadiselerden dolayı değil, kendisini şövalye sandığı için acımışımdır…


Kaan Eminoğlu, 1991 doğumlu, şair (?). Eminoğlu’na denk geleli sanırım epey bir süre oldu. Bu süreçte tek tük de olsa önüme düşen tartışmalar sayesinde kendisinin “Türk edebiyatı” ve “Türkçe edebiyat” tartışmasında “Türk edebiyatı” lehine argümanlar geliştiren, tartışmayı gündemde tutmaya çalışan biri olduğunu iyiden iyiye idrak ettim. Eminoğlu kimi zaman “Türkiyelilik” iddiasına karşı çıkıyor kimi zaman da terste konumlanan yayınevleriyle münakaşaya giriyordu. Bir düellolar silsilesi…


Don Kişot’a acırım demiştim, o yel değirmenlerine karşı kılıç çekmişti. Kaan Eminoğlu da gördüğüm kadarıyla el değirmenlerine karşı kılıç çekiy— çekmek istiyor ancak ne hüzün verici ki Eminoğlu’nun bir kılıcı yok. Gerçekten çaba sarf ettim, zatını şair olarak tanıtan biri olarak buna layık mı, hakkıyla okunacak bir şiiri var mı diye uzunca göz gezdirdim, okudum, yok. Eminoğlu için esaslı bir şair olmayı bir kenara bırakayım, şair demek bile şiir bilenin kanına dokunur. İşte meselemiz de tam olarak bu, Eminoğlu’nu sahte şövalyeliğinden kurtarmak gerekiyor. Bunu yapmalı. Fakat sözü tamamen Eminoğlu’na getirmeden önce ufak bir izah yapayım.


Türkiye tanımlar ülkesidir. Biz tanımlar üzerinden bölünen bir memleketiz fakat bölünmeye ne hazırız ki sadece tanımlar değil tanımları tabir edişimiz bile bizi bölmeye muktedir. Sözgelimi bir tabirin bir harfini farklı söylemek veya hiç söylememek sizin bütün siyasi, toplumsal, kültürel kodlarınızı bir anda ortaya çıkarıveriyor. Örneğin, FETÖ’nün henüz bir darbeye teşebbüs etmemiş olduğu, birtakım ayak oyunlarıyla kamunun her noktasında, yargıda, eğitimde, cemaatlerin kılcal damarlarında vesair yerlerde gezindiği süre zarfında insanlar ikiye bölünmüştü. Bir kesim “Fethullahçılar” diyor, bir başka kesim “Fetullahçılar” diye çağırıyordu bu şebekeyi. Bu tabir farkından bile kimin bunlara sempati beslediğini kimin beslemediğini anlayabiliyordunuz. Yahut daha bilindik bir tabir getirelim, bölücü terör örgütünün kısaltmasını nispeten kalın -pekaka- okuyan insan çoğumuza göre vatanseverdir, öte yandan bazılarında görüldüğü üzere bu ünsüzleri incelterek -pekeke- okuyanlarda ekseriyetle bir vatan haini potansiyeli mevcuttur. İki kere iki dört.


İşbu izahı yaptıktan sonra Eminoğlu’na dönelim. Bana göre “Türkçe edebiyat” tabiri apaçık haince bir tabir değil ama hadi diyelim ki öyle olsun, Türkçe Türk’ün dili değil mi? Türkçeyi Türk’ten bir başka millete özlemek mümkün mü? Öyleyse Eminoğlu bu tabire neye göre karşı çıkıyor, tam olarak yukarıda bahsettiğim göstergeye dayanarak karşı çıkıyor. “Türkiyelilik” de aynı şekilde fakat “Türkçe”nin aksine edebi temelli değil siyasi bir gösterge. Peki bunları, bu söyleyişleri değiştirmek mümkün mü? Katiyen değil. Karşı tarafa bu tabiri farklı söyletmek için önce o insana bölücü terör örgütünün ismini de vatansever gibi okutmak lazım, okutamazsın Eminoğlu, okumaz.


Öyleyse Eminoğlu ne işe yarar? Şiirleri bir şeye benzemiyor hatta otuzlarını aşmış birine göre oturaklı bir şiir söyleyişi bile yok. Edebiyatın tanımını sözgelimi vatanseverce yapmakla, bir tanımı Türk ruhuyla tevhid etmekle mi kurtaracağız edebiyatımızı? Asla. İyi eser vereceğiz. Bu kadar. Eminoğlu’nun yapamadığı da tam olarak bu, Sultanahmet’te bir edebiyat sohbetinde oturup kendisinin adını andım da kazara onu tanıyan biri çıktı diyelim, bu kişi Eminoğlu için “Türk edebiyatı tanımını savunanların başı” gibilerinden bir laf edecektir, bir mısraını bile bilmediği bir adamı yerleştirdiği hayati makamı idrak edebiliyor musunuz? Bu “Türkçe edebiyat” demekten daha tehlikeli bir durum zira edebi kudreti haiz olmayan birine ciddi bir makam biçiyor.


Kaan Eminoğlu, adaş, iyi bir şair değilsin, hatta şairliği seninle aynı cümleye koyarken bile bir ürperiyorum. Bunun böyle olmasında iddianı taşıyamaz halde olman en büyük sebep, suç senin. Öğrenmen gereken şeyler var. Adam dava seçmez. Dava kendi adamını kendi seçer. Sen bu davanın elbette bir neferi olabilirsin ama soyunduğun şövalyelik macerasının bizim yana ne kadar zarar verdiğini gör. Karşısında baş mümessil olarak seni gören bir muhalif bizim gibi düşünecek kimseyi ciddiye alamaz hale gelir ve bir münazara da tam olarak böyle kaybedilir. Nihayetinde bunu tek başına yapmış da değilsin, nitekim temsil gücünü tamamen üzerine almaktan belki de korktuğun için hazırlanmış bildirideki imzalarda da aynı şekilde bu kudret yok. Senin biricik kazanımın edebi terör ve hak edilmemiş bir mümessillik, başka bir şey değil. Söz dinle, buna son ver, bir tane yazana kadar sadece şiir yazmayı dene.


Ek: Bu yazıyı asla taarruz edemeyeceğin bir yerden yazıyorum. Sayfayı biraz yukarı kaydırırsan neresi olduğunu sen de göreceksin. Bir derdin olursa cumartesi günleri ekseriyetle vakıfta oluyorum, gelirsin.

26 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page